Kafkasya halklarıyla yakın siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel bağları bulunan Türkiye için bu komşu bölgede barış, istikrar ve işbirliğinin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Türkiye’nin güney Kafkasya’ya yaklaşımı, bölgedeki tüm ülkeleri içine alacak kapsamlı bir işbirliği ortamının yaratılması amacı doğrultusunda şekillenmektedir.
Güney Kafkasya, bu coğrafyada yaşayanların refahı açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Ancak, mevcut ihtilaflar bu potansiyelin ortaya çıkmasını engellemektedir. Bu nedenle Türkiye, Dağlık Karabağ ve Abhazya da dahil olmak üzere “donmuş ihtilafların” barışçı çözümüne, bölgedeki gerilimin azalmasına ve bölge ülkelerinin dünyayla ve özellikle Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşme yolunda ilerlemelerine katkıda bulunmak için her türlü gayreti göstermektedir. Bu bölge aynı zamanda, sahip olduğu enerji kaynakları ve petrol boru hatları nedeniyle, Avrasya’nın istikrar ve refahı bakımından da stratejik öneme sahiptir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Güney Kafkasya bölgesindeki üç yeni devletin bağımsızlığını herhangi bir ayırım gözetmeksizin 1991 yılında tanıyan Türkiye, ortak dil, kültür ve tarih paylaştığı Azerbaycan’la yakın bir ortaklık ilişkisi geliştirmiştir. Türkiye, Azerbaycan’ın bağımsızlığının güçlendirilmesine, toprak bütünlüğünün korunmasına ve Hazar Denizi’nin zengin doğal kaynaklarına dayanan ekonomik potansiyelinin değerlendirilmesine yönelik gayretlerine destek olmaktadır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki mükemmel ilişkiler merhum Devlet Başkanı Haydar Aliyev’in oğlu İlham Aliyev’in siyasi liderliğinde de gelişmeye devam etmektedir. Sonuncusu Başbakan Sayın Erdoğan tarafından 2005 Haziran ayında gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaretler, iki ülke arasındaki güçlü bağların daha da pekiştirilmesine yardımcı olmaktadır.
Dağlık Karabağ sorunu, Kafkasya’da siyasi istikrar, ekonomik kalkınma ve bölgesel işbirliğinin gerçekleştirilmesinin önündeki en önemli engeldir. AGİT bünyesindeki Minsk Grubu’nun bir üyesi olan Türkiye, bu süreci, soruna Azerbaycan’nın toprak bütünlüğü çerçevesinde barışçıl, kalıcı ve adil bir çözüm için yararlı bir mekanizma olarak değerlendirmektedir. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki doğrudan ve aracılı görüşmeleri de destekleyen ve bu sürecin somut sonuçlar vermesini temenni eden Türkiye, Dağlık Karabağ sorununda kolaylaştırıcı bir rol oynamak ve diğer bölgesel konularda fikir alışverişinde bulunmak amacıyla, Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye Dışişleri Bakanları arasında ayrıca üçlü bir diyalog süreci başlatmıştır. Bu forumun ilk toplantısı 2002 Mayıs ayında Reykjavik’te yapılmış ve taraflar temaslarını bu çerçevede sürdürmek hususunda mutabık kalmışlardır. Üç Dışişleri Bakanı son olarak 28-29 Haziran 2004 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen NATO Zirvesi marjında biraraya gelmişlerdir.
Türkiye, Ermenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden birisi olmuştur. Ancak, Ermenistan’ın izlediği politikalardan kaynaklanan sorunlar diplomatik ilişkilerin tesisini engellemiştir.
Türkiye, Ermenistan’ın mevcut politikalarını gözden geçirmesi ve iyi komşuluk ilkeleriyle uyumlu politikalar benimsemesi halinde, bu ülkeyle ilişkilerin normalleştirilmesine karşı değildir. Ermenistan’ın uluslararası hukukun temel kurallarını ve ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarını çiğnemesi ve Türkiye’ye karşı Ermeni diasporasıyla birlikte izlediği hasmane tutum, ülkemizle diplomatik ilişkiler kurmasına engel teşkil etmektedir. Türkiye, Ermenistan’ın bu hususun bilincine varmasını ümit etmektedir.
Bu bağlamda, Türkiye gerek iki ülke gerek ilgili üçüncü ülke arşivlerinde araştırmalar yapmak üzere iki ülke tarihçilerinden oluşacak bir ortak komisyon kurulması ve bu çerçevede elde edilecek bulguların kamuoyuna açıklanması yönünde Ermenistan’a bir öneride bulunmuştur. Bu adım, Türkiye’nin, tarihteki tartışmalı olaylara ışık tutulması ve böylece ilişkilerde normale dönülebilmesini için uygun bir ortam hazırlanması konusundaki iradesini ortaya koymaktadır.
Gürcistan’la da yakın ortaklık ilişkilerine sahip olan Türkiye, bu ülkeyle mevcut bağların daha da geliştirilmesine ve toprak bütünlüğünün korunmasına büyük önem atfetmektedir. Abhazya ve Güney Osetya sorunları, yalnızca Gürcistan’da değil, tüm bölgede barış ve istikrarı tehlikeye sokmaktadır. Türkiye, başından itibaren bu sorunların Gürcistan’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü çerçevesinde barışçıl yollardan çözümlenmesini desteklemiştir. Bu sorunların çözümü tüm bölge istikrarı açısından önem taşımaktadır. Türkiye, taraflar istediği takdirde, Abhazya sorununun barışçı bir çözümünde kolaylaştırıcı bir rol üstlenmeye hazır bulunduğunu açıklamıştır.
2003 yılı sonunda Gürcistan’daki “Kadife Devrim” ile meydana gelen yönetim değişikliği ve 2004 yılında Acara’da yaşanan gerginliğin barışçıl bir şekilde aşılmış olması, bu komşu ülkede demokrasi ve istikrarın güçlendirilmesi bakımından önem taşıyan gelişmeler olmuştur. Gürcistan Devlet Başkanı Saakashvili’nin Mayıs 2004’te ülkemize gerçekleştirdiği ve Başbakan Erdoğan’ın Ağustos 2004’te Gürcistan’a yaptığı ziyaretler, Türkiye’nin yeni bir önderlik altındaki Gürcistan ile arasında geleneksel olarak mükemmel düzeyde seyreden ilişkilere yeni bir ivme kazandırmıştır. Gürcistan Başbakanı Zurab Nogaideli’nin de 2005 Ekim ayında ülkemize gerçekleştiği ziyaret iki ülke arasındaki yakın işbirliği bağlarının daha da güçlendirilmesine katkıda bulunmuştur.
Öte yandan Türkiye, bölge aktörleri arasında güven ve işbirliği ortamının tesisine katkıda bulunmak amacıyla, tüm bölge ülkelerini Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü çatısı altında toplamıştır.
Türkiye ayrıca, AB’nin bölgede istikrarı teşvik amacı taşıyan Güney Kafkaslara yönelik Avrupa Komşuluk Politikası’nın uygulanmasında etkin bir aktör olabileceğine inanmaktadır
Henüz yorum yapılmamış.
Fatal error: Call to undefined function: post_comments_feed_link() in /home/vsdergi/domains/dusunmesanati.com/public_html/wp-content/themes/GrungeMag/comments.php on line 52